
Filistin’e yönelik haberleri nedeniyle BBC’den istifa ettiniz, süreci anlatır mısınız?
Gazze’de savaşın başlamasının ardından, bu olayın ele alınış şekli konusunda çekinceler vardı. Özellikle kavramların kullanılmasında ve İngilizce servislerle ilgili sahada yapılan çalışmaların yöntemi hususunda çekinceler vardı. 15 ve 16 Ekim tarihlerinde İnternet sitesinde İngilizce olarak yayımlanan bir makalede, hastanelerin altında tünellerin olması ihtimalinden bahsediliyordu. Ne var ki, bundan yirmi dört saatten daha az bir süre zarfında El-Mamedani Hastanesi bombalandı. 18 Ekim sabahı bize, İngiliz basınında yayımlanmış bir açıklama gönderildi. Bu açıklama, BBC Yönetim Kurulu tarafından yapılmış olup Hamas’ın masum İsraillileri bizzat öldürdüğünü ve bir bakıma o korkunç sahnelerin etkisinin ne derecede olduğunu ifade ediyordu. Ben bunu Kurum’un açıkça İsrail tarafını destekleyen resmî bir tutumu olarak değerlendirdim ve istifamı sundum.
Batı medyasının Filistin’de yaşananlara bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizler özellikle bu savaşta medya uzmanı olmamıza gerek kalmadan kolay bir şekilde medya histerisini müşahede ediyoruz. Filistin halkını insanlıktan çıkarma yönünde bir eğilim var.
Açıklamalara bakıldığında İsrail’e yönelik eleştirilerde bir azalma var. Örneğin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 7 Ekim saldırılarını kınayan, ama aynı zamanda bu saldırıların bir boşlukta meydana gelmediğini söyleyen demeçlerini görüyoruz. Olayları kendi bağlamından koparma eğilimi var. Sanki çatışma 7 Ekim’de patlak vermiş. Oysa durum şu ki, yetmiş yılı aşkın bir süredir devam eden bir işgal mevcut. Gerek Gazze gerek Batı Şeria ve gerekse Kudüs olsun, işgal altındaki bölgelerin hukuki statüsüyle ilgili soruna odaklanmama eğilimi söz konusu. Doğrudan bu çatışmanın sebeplerine eğilmeme yönünde tuhaf bir koalisyon söz konusu.
Lahey’den çıkacak karar nasıl bir etki yaratır?
Ben hukuki statünün öncelikle işgal olduğunu, sonrasında ise bu işgale yönelik baskıların olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar söz konusu ve bunlar yeni bir durum teşkil ediyor da değil. İsrail işlediği suçlara rağmen cezasız kalmaktadır. Bu tehlikeli bir durum ve çatışmanın ömrünü uzatmakta. Ben hukuki statünün öncelikle işgal olduğunu, sonrasında ise bu işgale yönelik baskıların olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar söz konusu ve bunlar yeni bir durum teşkil ediyor da değil. İsrail işlediği suçlara rağmen cezasız kalmaktadır. Bu tehlikeli bir durum ve çatışmanın ömrünü uzatmakta.
Birleşmiş Milletler’e bağlı birçok kuruluşun İsrail aleyhine verdiği onlarca karar yayımlanmıştır. İsrail bu kararları uygulamamıştır ve uygulaması da beklenmemektedir.
Örneğin, gazetecilerin hedef alınması konusuna değinecek olursak; merkezi New York’ta bulunan Gazetecileri Koruma Komitesi, bir yıl önce yayınlamış olduğu raporunda İsrail’in doğrudan 18 gazetecinin öldürülmesine karıştığını belirtiyor. Ne var ki, hiçbir katil adalet önüne çıkartılmış değil.


