
Sahadayken çocukların, insanların görüntülerini fotoğraflarken neler hissediyorsunuz?
Ne hissiyatından bahsediyorsunuz?
Bu durum karşısında duygularınız nedir?
Vallahi açıkçası çaresizlik hissediyorum, çünkü elimizden bir şey gelmiyor. Bizler gazeteciyiz, olayları yayımlıyoruz. Ama tamamen çaresizlik duygusu hâkim. Sonuç itibarıyla bizler Filistinliyiz ve bu toprakların sahibiyiz. Şehitlerle, yaralılarla ve afetlerle hep birlikte büyüdük tabii ki.
Bir de psikolojik olarak şöyle bir baksanız da, şöyle bir içimizi boşaltsanız da, bu şahit olduklarımız karşısında siz neler hissederdiniz?
Bu çocukların durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yani bu çocukları Allah korusun; belki tanıdığınız çocuklar, belki hatta kendi çocuklarınız hedef oluyorlar. Onları fotoğraflarken neler hissediyorsunuz?
Bildiğiniz gibi, fotoğrafını çektiğim (her durumdaki) insanların arasında çocuklar da bulunuyor. Çocuklara bakıyorum, belki bu çocuk benim çocuğumdur diye. Ben bir çocuk fotoğrafı yahut şehit olmuş küçük bir çocuğun fotoğrafını çekerken kahroluyorum.
Sahadan ayrıldıktan sonra bu fotoğrafları düzenlerken peki neler hissediyorsunuz?
Kardeşim, ne duygusu, ne psikolojisi? İnsanda psikoloji mi bıraktılar? Psikolojik olarak daima sıkıntılı bir durumdayız.
Yani bizler fotoğraf çekerken kendimize hâkim olabiliyoruz. Ben şahsen fotoğraf çekerken kendime hâkim olabiliyorum. Ben aslında yayında temiz bir kadraj yakaladıysam temiz çalışıyorum demektir. Ancak çekimin ardından bilgisayar başında düzeltme ve düzenleme sırasında o sahneyi film şeridi gibi bir-iki saat zihnimden geçiriyorum. Yani fotoğrafın düzenlenmesi belki benim çok vaktimi alıyor olabilir. Yaralı bir çocuğun gözüne zoomladığımda yahut bir şehide ya da başka birine baktığımda dalıp gidiyorum.
Peki bütün bu korkunç sahnelere şahit olmak çalışmanızı etkiliyor mu?
Etrafında insanlarla birlikte meslektaşların da şehit oluyor. Onlarla birlikte çıkıp yalnız dönüyorsun, hastaneye bile götüremiyorsun...
Hayır, açıkçası ne? Bu korkunç, çok korkunç. Yani genç bir meslektaşınla çalışıyorsun, çalışıyorsun, birlikte keyifli vakit geçiriyorsunuz ve sonra birkaç saniye içinde... Gidiyorsun, birkaç saat fotoğraf çekiyorsun, sonra bir de bakıyorsun önünde arkadaşının kesik başı duruyor... Şehit olmuş. İnsana cinnet geçirtecek bir olay. Yani insan aklının kaldıramayacağı bir olay bu.

Peki meslektaşlarınızla otururken aklınızdan neler geçiyor?
Tabii ki korku. Ben de bir anda onun gibi olabilirim. Kendim ve ailem için korkuyorum. Elbette bu durum benim için de korkutucu. Çalışırken güvenlik yok, asayiş asla yok.
Tüm bu meşgalelerin içinde hayatınızı nasıl idame ettiriyorsunuz?
Açıkçası bizler savaştan çok şey öğrendik. İsrail savaşı, biz gazetecilere yayıncılık ve durum yönetimi olarak çok şey öğretti. Bizler savaşı, olayları kapsamlı bir şekilde ele alarak öyle yayımlıyoruz. Bu arada hem kendimize hem de ailemize gıda temininden sorumluyuz. Çocuklarıma bir öğün yemek almak için beş saat beklemek zorunda kalacağım hiç aklıma gelmezdi. Bu da işin kendisini etkiliyor. Su gibi diğer yaşam ihtiyaçlarını söylemiyorum bile… Ve diğer şeyler.
Sizin şahsi gözlemlerinize göre Filistin’in yarını nasıl olacak?
Umut var, parlak bir gelecek var. Üzüntüler gidecek, barış her yere gelecek, insanlar bir gün en güzel barışı yaşayacaklar. Yani diğer insanların güvenlik ve barış içinde yaşadıkları gibi, tamam mı? Ancak yani, sahada yaşananlar ve veriler, geleceğin karanlık olduğunu ve bu savaşın sonunun olmadığını gösteriyor.
Dünyanın Gazze olaylarına bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl görüyorsunuz? Genel olarak Gazze’de olan olaylar karşısında dünyanın bakışı nedir?
Vallahi açıkçası Gazze’de olanlar ile ilgili dünyanın bakışı, işte savaşın içindeyiz. Bu olanların hepsi çok büyük bir soykırım. Fakat uluslararası kamuoyu ise olan biteni umursamıyor.
Peki mesleği bırakıp Gazze dışına çıkmayı bir an bile düşünmediniz mi?
Elbette her dakika, her an Gazze’den çıkmak istiyorum. Çok ama çok büyük bir baskı altında yaşıyorum; hem psikolojik baskı hem iş stresi, ayrıca aile baskısı altındayım. Her an Gazze’den çıkmak istiyorum. Güven duygusu çok değerli bir duygu. İnsanın çocuklarının güvende olduğu, kendisinin güvende olduğu duygusu duyguların en değerlisidir. Korku, evet, gelecek korkusu, önünüzde bir gelecek endişesi duruyor, hele bu süreçte. Ama hâlimize elhamdülillah.
Yaptığınız iş dolayısıyla İsraillilerden herhangi bir yazılı veya sözlü saldırı ve kısıtlamayla karşılaşıyor musunuz? Özellikle de işinizin engellenmesi gibi?
Tabii ki. İsrailli gazeteciler ve vatandaşlar özellikle de sosyal medya üzerinden saldırıyorlar. “Niçin İsrail’de ölenleri göstermiyorsunuz?” diyorlar mesela. Özellikle de bu savaşta bizim İsrail içinde dolaşımımız yasak. Ben bunu da geçtim; Filistin şehirleri arasında da dolaşımımız yasak şu anda. Gazze içinde de dolaşımımız yasak. Bunu İsraillilere söylüyoruz.

Kendinize hâkim olamadığınız, kamerayı bırakıp da “yeter artık!” dediğiniz anlar oldu mu?
Birçok, birçok görüntü için diyebilirim. Açıkçası yayımlamaktan utandığım görüntüler var. Yani şu an olduğu gibi, ekipmanları çıkarıp insanların açlıkla olan imtihanını fotoğraflamak gibi. Birçok şey var ki fotoğrafını üzüntü ve kahırdan çekemiyorum.
Yaşadığınız en zor an sizce neydi?
Çarşıya çıktım açıkçası oyalanıyorum. Hayat, ekmek… en zor şey de bunu bu yaşta yaşamak. Çaresizlik ve kahır içinde yaptığım en zor şey meslektaşım gazeteci Mustafa Tara ve Hamza Dahdouh hakkında yayın yapmaktı. Bir saat önce Mustafa’yla birlikte şakalaşıyorduk bir de bakmışım bir saat sonra başsız bedeninin fotoğrafını çekiyorum.
Gazze’den çıkacak olursanız psikolojik tedavi almayı düşünür müsünüz? Bir de, bunca gördüğünüzden sonra mesleği bırakmak aklınızdan geçiyor mu?
Tabii ki düşünüyorum, Gazze’den çıkınca ilk işim, ailemin tedavisiyle ilgilenmek olacak. Kendi tedavimi de düşünüyorum elbette. İnsan aklının dayanamayacağı şeylere maruz kaldık. Ama tabii ki fotoğrafçılığı bırakmayı düşünmüyorum, doğa fotoğrafçılığı yapmak istiyorum. Kan, ölüm, göç ve kahır ile ilgili fotoğraf çekiyorum, psikolojimi olumsuz etkiliyor. Bu durum bittikten sonra Gazze dışına çıkıldığında dış dünyayı, doğayı, doğanın güzelliğini, modayı ve savaş dışı şeyleri, çok farklı şeyleri fotoğraflayacağım.




