
Yaşananlara hem tanıklık etmek hem de olayın içinde yer almak, ölüm tehlikesiyle burun buruna çalışmak nasıl bir his?
İsrail saldırgan ve zalim bir güçtür. Filistin halkına saldırmakta ve topraklarını işgal etmekte. Gazze’deki savaş, kelimenin tam anlamıyla istisnai bir savaştır. (Bu 22 senelik zaman zarfında) ben İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik gerçekleştirdiği tüm savaşları, tüm saldırıları takip ettim. Ancak İsrail’in Filistinli sivillere yönelik işlediği bu vahşetin bir benzerine hiç tanık olmadım. Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden bu savaş bugün itibariyle yüz on yedi günü geride bıraktı. Bu savaşta on binlerce sivil Filistin vatandaşı ya şehit oldu ya yaralandı. Bunları kameraların objektifiyle tüm dünyaya aktardık. Ben Anadolu Ajansının foto muhabiri olarak objektifimle işgalci İsrail’in sivil Filistin halkına yönelik vahşice işlediği cinayetleri çektim. Çocukları vahşice katlettiler, aileleri yok ettiler. Uzun süreden beri İsrail’in katliamlarını takip etmekteyim. Ancak Filistinli sivillere, çocuklara, kadınlara ve yaşlılara yönelik işlenen vahşice katliamlara ve böyle bir toplu soykırıma asla tanık olmamıştım.
Yanı başınızda mesai arkadaşlarınız şehit düşerken çalışmaya devam etmek sizi nasıl etkiliyor?
Doğrusu arkadaşlarımız şehit olurken hasret, elem ve ayrılık duyguları içerisindeyiz. Bu durum biz Filistinli gazeteciler için çok zor. Bizler bu savaşı uzun günler boyunca birlikte yaşadık.
Ne var ki, bir meslektaşının şehit olduğunu, gözlerinin önünde şehit olduğunu veya gazeteci arkadaşlarının ailelerinin şehit olduğunu görünce, onların şehitlik mertebesine çıktığını görünce, buna ilaveten gazetecilerin evlerinin bombalandığını görünce, akrabalarının, arkadaşlarının ailelerinin şehit olduklarını görünce, bu katliamları görünce… bunlara katlanmak çok zor.
Bizler bu zor zamanlarda elimizden geldiğince, tüm gücümüzle bunu aşmaya, işimize devam etmeye, işlenen suçları ortaya koymaya ve bu görüntüleri tüm dünyaya servis etmeye çalışıyoruz.
Bizler Filistinli gazeteciler olarak yüksek bir mesleki profesyonellik içerisinde bu savaşta yaşananları belgeleyip bunların görüntülerini tüm dünyaya aktardık.
Aynı ofiste çalıştığımız arkadaşlarımız şehit oldu. Anadolu Ajansının kameramanı arkadaşımız Muntasır es-Savvaf şehit oldu. Aynı şeklide Anadolu Ajansı çalışanı gazeteci Ali Jadallah’ın ailesi şehit düştü. Ailesi şehit olan arkadaşımız Muhammed el-Alûl’un yanında bulunduk ve yaşadıklarını belgeledik.
Bu arkadaşların bir kısmı ailelerini şehit verdi. Bir kısmı kendileri şehit oldu. Ancak bu yaşananların dünyaya aktarılması için bu görevin devam etmesi gerekir.
Günlük hayatınız nasıl devam ediyor?
Burada yaşam son derece zor. Ben bir basın fotoğrafçısı olarak sabah uykumdan uyanıyorum, İsrail’in katliamlarını, şehitlerin cenazelerini çekiyorum. Ben her gün buradayım ve Aksa Şehitleri Hastanesi’nin nöbetçisiyim. Bu münasebetle belirtmek isterim ki, İsrail savaşının başlamasından bu yana evime dinlenmek için kısa aralıkların dışında gidemedim. İşime devam ettim. Aksa Şehitleri Hastanesi’nin yakınına ben ve arkadaşlarım ufak bir çadır kurduk ve burada çalışmaya devam ettik. Elimizden geldiğince buradaki durumu izleyip aktarmaya çalışıyoruz.
Uykudan şehitlerin cenazeleri üzerine uyanıyoruz. Ailelerin çığlıklarıyla uyanıyoruz. Dostlarımızın ayrılığına tanık oluyoruz. Durum gerçekten çok zor. Durumun üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Bir günde ancak bir öğün bulabilirsek yemeye çalışıyoruz. Burada herkes ne yiyorsa onu yiyoruz. Yani bu savaşta gazeteciyle sağlık görevlisi, sağlık görevlisiyle doktor, doktorla sivil vatandaş arasında hiçbir fark yok.
Toplumun her kesimi, halkın her kesimi tek bir kesimdir. Hepsi aynı sıkıntılarla karşı karşıya, aynı acıları çekiyor, aynı yaraları paylaşıyor. İsrail güçlerinin işlediği aynı soykırıma tabi tutuluyor.
İsrail güçleri, Gazze Şeridi’ne yönelik bu savaşında şu ana kadar yaklaşık yüz yirmi gazeteciye suikast düzenledi.

Yarının Filistin’i nasıl bir yer olacak?
Dünkü Filistin, bugünkü Filistin ve yarının Filistin’i... Bu Filistin, tüm Filistinlilerindir. Bu toprakları kimseye bırakmayız. Bu toprakları İsrail işgaline terk etmeyiz. Filistin, Filistin’imizdir. Yani mücadelemizi sürdürmemiz gerekir. Topraklarımız üzerinde sebat etmemiz gerekir.
İsrail işgali, her türlü yöntemle bize baskı kurmaya devam ediyor. Bu topraklardan bizi çıkarmaya zorluyor. İlk günden beri biz bu topraklarda yaşadık, bu toprakların tüm acılarını, yaralarını birlikte çektik. Doğrusu, hayatımızda hiçbir zaman mutlu ve rahat bir gün görmedik.
Filistinli aileler burada ızdırap çekiyor, sıkıntılarla boğuşuyor. Ancak Allah’ın izniyle bu topraklarda yaşamaya devam edeceğiz. Çünkü bizler geleceğe umutla bakıyoruz, gelecekte işlerin Filistin halkının lehine olacağına inanıyoruz. Fakat dünyanın da bu davanın yanında yer alması, bu halkı desteklemesi, Filistin halkının haklarını gözetmesi gerekir. İsrail işgali, bizleri buradan koparmaya çalışıyor.
Filistin halkı hayatta kalacakları en temel şeyleri istiyor. Tek istedikleri bu topraklarda onurluca bir yaşam.
Dünyanın Gazze’de yaşananlara bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tüm dünya, Gazze Şeridi’nde olanları gözleriyle görüyor, kulaklarıyla işitiyor. Ne var ki, çok üzüntü veren şey, dünyanın bu yaşananlara sessiz kalması. Ben bir Filistinli gazeteci olarak, İsrail işgalinin Filistin halkına yönelik işlemiş olduğu bu katliama karşı dünyada hiçbir zaman böyle bir sessizliğe şahit olmamıştım.
Bundan çok daha fazlasını bekliyorduk. Çok daha büyük kitlelerin harekete geçeceğini bekliyorduk. Arap halklarından çok daha fazlasını bekliyorduk. Resmî düzeyde dünya ülkelerinden daha fazla şeyler yapmasını bekliyorduk. Filistin halkını desteklemelerini, Filistin davasına destek vermelerini bekliyorduk. İsrail işgalinin Filistinli sivil halka yaşattığı acılardan ötürü Filistinlilerin yanında yer almalarını bekliyorduk.
Ne üzücüdür ki, dünyada tuhaf bir sessizlik hâkim. Bizler dünya çapında İsrail işgaline karşı, büyük bir duruş ve baskı bekliyorduk. Tüm yaşananları kameralarımızın objektifleriyle belgeledik ve bunları tüm dünyaya servis ettik. Buna rağmen tüm dünya olanları seyretmeye devam ediyor. Küresel resmî düzeyde bu utanç verici tutumu hiç beklemiyorduk. Sözde bunlar insan haklarını savunmak, kadın haklarını savunmak, çocuk haklarını savunmakla övünüyorlar. Oysaki, Gazze’de kadınlar, çocuklar katlediliyor, topyekûn soykırıma tabi tutuluyor.

Mesleği bırakmak istediğiniz ya da Gazze’den çıkmak istediğiniz an oldu mu?
Şahit olduğum ve fotoğraf makinelerimin objektifleri aracılığıyla belgelediğim bütün acılara, trajedilere rağmen, objektifimi bırakmayı, kamerayı bırakmayı, mikrofonu bırakmayı ve sesimi kesmeyi hiç düşünmedim. Elimden geldiğince işimi yapmaya, Gazze Şeridi'nde olup biten her şeyi dünyaya duyurmaya ve dünyanın kamera objektifinden görmesini sağlamaya çalışıyorum.
Eğer ben kameramı bırakırsam, Filistin halkına karşı işlenen bu suçları kim belgeleyecek? Ben bu kamerayı ve objektifi bırakırsam, sivillere yönelik işlenen bu suçları kim görecek, etrafımızda yaşanan bu acıları, eşimize, ailemize ve çocuklarımıza karşı yapılan bu zulümleri kim belgeleyecek?
Ben kendi ailemden on sekiz kişiyi kaybettim. Hepsi bir evde güven içinde oturuyorlardı. İsrail bombardımanıyla tamamı şehit oldu. Aile nüfus kaydından silindiler. Hiç kimse kalmadı. On sekiz aile efradım Deyr el-Belah’ta evlerinde şehit oldu.
Bu süre içerisinde yaptığınız işten dolayı İsraillilerden sözlü ya da yazılı taciz oldu mu?
Elbette, bir foto muhabiri Ashraf Amra olarak, gerek cep telefonu aracılığıyla gerek doğrudan tahrik yoluyla gerek İsrail hükûmetine yakınlığı ile bilinen İsrail haber siteleri ve İsrail istihbarat siteleri aracılığıyla adım bizzat verilerek tehditler aldım. Bu münasebetle burada belirtmek isterim ki, bu savaştan sadece bir ay önce İsrail güçleri tarafından kamera taşıdığım elimden vurularak yaralandım. İstanbul’da yoğun ve uzun süren bir tedavi gördüm.
Savaştan sadece iki gün önce gerçekleri aktarmak üzere İstanbul’dan döndüm. Hatta yaralanmak bile işimi sürdürmeme ve İsrail’in işlediği suçları tüm dünyaya aktarmama engel olmadı.
İsrail tüm yöntemlerini kullanarak bizleri susturmaya çalıştı. Bizi doğrudan hedef aldı, kişisel tehditte bulundu, ailelerimizi ortadan kaldırmakla tehdit etti. İsrail, her türlü yöntem ve aracı kullanarak biz Filistinli gazetecilerin mesajımızı dünyaya iletmemizi engellemeye çalıştı. Ancak bizler yolumuza devam ettik ve devam edeceğiz. İsrail’in işlediği suçları tüm dünyaya aktaracağız.

Kameranızın, fotoğraf makinenizin ya da kaleminizin yetmediğini düşündüğünüz bir hikâye var mı? Sizi en çok zorlayan an hangisiydi?
Pek çok hikâye var, pek çok anlatı var, pek çok sahne var. Dehşet verici hikâyeler yaşadım. Bunları ne kamerayla ne cep telefonuyla ne acı veren hatıralarla belgelemek mümkün. Aileler nüfus kütüğünden silindi. Çocukların olduğu sahneler. Acıların sahneleri. Feryatların sahneleri. 1948 öncesi ilk göçte yaşamadığımız, görmediğimiz göç sahneleri. Bu sahnelere en yakından tanık olmak. Bombalanan ailelerimizi gördük. Yok edilen insanımızı gördük.
Bunlar acı sahneler, bunlar zor anılar. Öyle ki bunları hatırladıkça acılarımız katlanıyor, hatırladıkça ağlıyoruz. Mümkün olduğunca unutmaya çalıştığımız sahneler var. Ne var ki ne kadar unutursak unutalım, zihnimizin bir köşesinde duruyor, zira bunlar yakından gördüğümüz, yaşadığımız güçlü sahneler… Doğrusu ben Gazze’den ayrılmak istemiyorum.
Bütün bu olanlardan sonra psikolojik tedavi görmeyi ya da mesleği bırakmayı düşünüyor musunuz?
Ben Gazze’den ayrılmak istemiyorum. Bu düşünce pek aklıma gelmiyor. Hatta kendi kendime otururken düşünüyorum da pek uygun görmüyorum. Gazze’den ayrılsam nereye gideceğim? Burası benim doğduğum topraklar. Gençliğim burada geçti. Açıkça söyleyeyim, Gazze Şeridi’nden ayrılmak istemiyorum. Hatta çocuklar buradan ayrılmayı düşünseler bile…
Psikolojik tedaviye gelince, gerçekten savaştan sonra yoğun bir psikolojik tedaviye büyük ihtiyacımız var. Çünkü bizler zorlu günler, zorlu saatler, acılı vakitler, sıkıntılı anlar geçirdik. Böylesine acılı ve zorlu anları yaşayacağımız hiçbir zaman aklımıza gelmezdi.
Öyle ki bizler onlarca seans psikolojik tedavi alsak bile İsrail işgalinin Gazze’ye yaşattığı bu zorlukları ve acıları unutmamız mümkün değil. Filistin halkı olarak çok zorlu ve ağır günler geçirdik. Benim yirmi iki yıldır gördüğüm ve yaşadığım en zorlu günler.




