
Gazze’de gazeteci olmak nasıl bir şey?
Sanırım Gazze’de bir gazeteci olarak çalışmak, dünyanın herhangi başka bir yerinde gazeteci olarak çalışmaktan çok farklı. Gazze’de âdeta canını avucunda taşıyorsun. Herhangi bir sokakta ölüm var. Herhangi bir yerde İsrail ordusunca öldürülebilirsin. İsrail ordusunun önünde durabileceği hiçbir kırmızı çizgi bulunmuyor. Belirli bir aşamada bazı insanların öldürülmeyeceğini belirten ne bir uluslararası sözleşme ne de bir antlaşma tanıyor. Hareket eden her şey bu ordu için bir hedef sayılıyor. Gazze’de riskli bir yere gitmek ve bir gazeteci olarak çalışmaya devam etmek istiyorsan, canını avucunda taşıyorsundur. Ayrıca nereye gidersen git, orada ölüm var; nereye gidersen git, dönememe endişesi var. Öldürülmezsen yaralanabilirsin; o da var. Buna rağmen bizim için çalışmaktan vazgeçmek bir seçenek değil. Bilakis, tek seçeneğimiz bu mesajı taşımaktır. Dünyanın sahadaki gerçekliği göreceği o fotoğrafı göndermektir. Bizim rolümüz budur; o fotoğraf bedeli ne olursa olsun ulaştırılmalıdır.
Bir gazeteci olarak bu yaşananlarla ilgili hisleriniz neler? Gazze’de gördüklerinizden, yaşadıklarınızdan sonra gazeteciliği bırakmayı hiç düşündünüz mü?
Biz de en nihayetinde insanız. Biz de herhangi biri gibi hissediyoruz. Ancak bizim durmak gibi bir seçeneğimiz yok. Bu fotoğrafları biz göndermezsek kim gönderecek? Bir arkadaş, bir kardeş kaybettiğin zaman -ki hepimiz kaybettik- sadece bir kişi kaybetmiş olmuyorsun. Mesela ben ailemden iki kişi kaybettim, bir meslektaş kaybettim. Üç arkadaşım ise ailelerini kaybetti. Yani, durmak ya da devam etmek gibi seçeneklerin yok. Sen seçmiyorsun. Bunlar sana biçilmiş roller. Devam etmek zorundasın. Bu sana biçilmiş bir vatani görevdir. Bu insanlara karşı yapacağın şey senin onların mesajını taşımandır. Dolayısıyla devam etmek zorundasın; devam edip etmeyeceğini seçmek senin elinde değil. Yani, sen durmak ya da devam etmek gibi iki seçenek arasında kalmıyorsun. Hayır, sen devam etmeye mecbursun; başka seçeneğin yok. Dolayısıyla çalışmayı bırakmayı asla düşünmedim. Çalışmayı bırakmak bana göre kaçıştır. Bizim rolümüz bu; görevimiz bunu devam ettirmek. Bize göre, bu fotoğrafları ulaştırmak boynumuzun borcu; fotoğraflar, ulaştırmak zorunda olduğumuz birer emanettir. Biz basın mensuplarının konumu da tıpkı bir doktor, bir ilk yardım görevlisi, bir sivil savunma erinin konumu gibidir. Hepimizin bir rolü var. Bizim rolümüz de dünyanın bu fotoğrafları görmesini sağlamak. Dolayısıyla kaçmak ya da teslim olmak fikri asla aklımıza bile gelmedi.
Görüntüler Gazze’de yaşananları sizce yeterince aktarabiliyor mu?
Fotoğraf makinesi bir araçtır. Yetmiyor. Gazze’deki gerçekliği, durumu, İsrail’in Gazze’de sivillere yönelik yürüttüğü savaşın şiddetini aksettirmeye ne fotoğraf yeter ne de kelimelerle anlatılanlar yeter. Bir iğne yahu. Hayatın en basit, en temel gereksinimlerine bile ihtiyaç var şu anda. Ancak bu kameranın yaptığı, Gazze’deki durumun iyileştirilmesine yönelik en önemli vazifelerden biridir, zira dünyanın sahadaki gerçekliği görmesi gerekiyor.

O güneye geçiş bölgesindeki arka planda tankın olduğu meşhur kareyi çektiğiniz anı anlatmanızı istesek…
Bahsettiğiniz bölge bir ayrım noktasıydı. İsrail ordusu burada, Gazze’nin kuzeyini güneyinden ayıran bir askerî nokta kurmuştu. Kuzeyin sakinlerine güneye doğru göç etmeleri için talimat vermişti. Fakat bu askerî noktadan geçmeleri gerekiyordu. Siviller bu tankları ve buraya yığılmış olan askerî teçhizatı ilk defa görüyorlardı. Ben de uzun zamandır o mıntıkaya gitmemiştim. Fakat normalde oraya sürekli giderdim.
Bir keresinde oraya gittiğimde, askerî noktayı geçenlerin arasında Şifa Hastanesi’nden hastalar olduğunu gördüm, zira ambulansların bu noktayla bir koordinasyonları yoktu (buradan geçemiyorlardı). Dolayısıyla hastalar buradan kendileri geçiyorlardı. Ya birilerinin yardımıyla ya da kendi çabalarıyla. Hastalar yanlarında serum gibi tıbbi malzemeler de taşıyorlardı. Devasa tankların yanından geçiyorlardı.
O gün de gitmiş, uzaktan çekim yapıyordum. Sadece göç eden halkı çekiyordum. Bu askerî noktadan geçenleri çekiyordum. Genellikle buradan siviller geçiyordu. İşte birkaç hasta tankın yanından geçerken bu fotoğrafı çektim. Biri tekerlekli sandalyede, diğeri değneklerle bu alanı geçmeye çalışıyorlardı.
Ama İsrail askerleri bu insanlara bile merhamet etmedi. Tankları geçip biraz yol aldıktan sonra üzerlerine ateş edildi. Aynı şekilde bizim bulunduğumuz yöne doğru da ateş açıldı. Her zaman ateş ediliyordu, ancak bu kez bizim bulunduğumuz yöne doğrudan ateş açıldı.
Size doğru ateş açıldığında ne yaptınız?
Biliyorsunuz, askerler gazetecileri kolaylıkla öldürüyor. Bize doğru ateş açılması da bizim için gelen ölümdü. O an mermilerden saklanacağımız bir yer aradık. Bir ağaç vardı, büyük bir ağaç. Ben bu büyük ağacın arkasına saklandım. Ancak bu tanklar daha fazla ilerlemeye başladılar. Durum daha tehlikeli bir hal almaya başladı. Daha sık ateş edilmeye başlandı.
Doğrusu nasıl kaçacağımızı düşünmeye başladık. Sadece fotoğraf çekmek değil, nasıl kaçarız, onu düşündük. Canımızı kurtarmayı düşündük. Sonra tankların aksi yönünde kaçmaktan başka çaremiz kalmadı. Güneyin iç taraflarına doğru.

Gazze’de bir haberci olarak yaşadığınız ve şahit olduğunuz sayısız acı olaydan sizi en çok etkileyen hangisiydi?
Beni en çok etkileyen olay 6 akrabasını kaybeden bir babanın hastaneye gelişi olmuştu. Babanın önünde 6 ceset vardı. Bunlar, evlatları ve akrabalarıydı. Hangisine sarılsa, hangisine dokunsa diye adam tereddüt içindeydi. Bir eliyle bir evladını kucaklarken, diğer eliyle de diğer akrabalarını teşhis etmeye çalışıyordu. Ben bunu görünce ister istemez âdeta yıkıldım. O babanın yerinde ben de olabilirdim ya da o evlatların yerinde benim evlatlarım da olabilirdi. Dolayısıyla en çok hatırladığım ve beni en çok etkileyen olaylardan biriydi. Bu tablo karşısında aslında çalışmaya devam edemedim. O an ara verdim ve sadece o olayı, ânı yaşamaya odaklandım. Çünkü orada istisnasız olarak hepimiz bir hedefiz.
Gazze’ye yeniden dönmeyi düşünüyor musunuz?
Dönmeyi elbette düşünüyorum. Bu benim için bir dinlenme değil, sadece ailemin güvenliğini sağlama sürecidir.
Çalışmak benim seçeneklerimin başında yer alıyor ve elbette Gazze’ye dönmek, Gazze’de çalışmak. Çalışma imkânı oluşursa inşallah, elbette dönüp çalışacağım.





