
Yaşananlara hem tanıklık etmek hem de olayların içinde yer almak, ölüm tehlikesiyle burun buruna çalışmak nasıl bir his?
Doğrusu biz sürekli risklere maruz kalıyoruz. Meydana gidiyoruz, olayları çekiyoruz, bombardımanları, yıkımları çekiyoruz, katledilen çocukları, kadınları çekiyoruz, defnedilenleri çekiyoruz, yerlerinden ayrılmak zorunda olanları çekiyoruz.
Bizim kendi güvenliğimizi garanti altına almamız gerçekten de mümkün değil. Çünkü biz her an hedef alınabiliyoruz. Şu anda işgal ordusu gazeteci, sivil veya kim olursa olsun ayrım gözetmiyor. Bulunduğumuz yerde çalışırken hedef alınabiliyoruz.
Yanı başınızda mesai arkadaşlarınız şehit düşerken çalışmaya devam etmek sizi nasıl etkiliyor?
Bizler medya görevimizi bırakmayacağız. Hâlâ gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. Gazze Şeridi’nde yaşanan savaşı, soykırım savaşını, çocuk ve kadınların katledilmesini aktarmaya çalışıyoruz.
Meslektaşlarımızdan biri şehit edilince onun haberini tüm dünyaya aktarıyoruz. Hatta arkadaşlarımız aramızdan ayrılsa bile bizler onların yolunu sürdürüyoruz. Sesle, görüntüyle yayınlarımızı sürdürüyoruz ve asla İsrail zorbalığına teslim olmayacağız.
Gazze’de görev yapmak herkes için zor; ancak bir kadın olarak, kadın gazeteci olarak neler yaşadığınızı anlatabilir misiniz?
Bizim günlük hayatımız da Gazze Şeridi’ndeki herhangi bir kişiyle aynı. Bizler sürekli yer değiştirmeye maruz kaldık; sürekli yer değiştir, yer değiştir… İlk olarak Şifa Hastanesi’ndeydik. Oradan uzaklaştırıldık. Sonra Aksa Şehitleri Hastanesi’nden uzaklaştırıldık. Şu an itibarıyla hareket hâlindeyiz. Han Yunus’ta bulanan bulunan Nasır Sağlık Kompleksiyle Refah şehrindeki devlet hastanesi arasında mekik dokuyoruz.
Karşılaştığımız tüm sıkıntılara rağmen sabretmeye, direnmeye devam ediyoruz. İşimizi en güzel şekilde yapıyoruz. Hareket hâlindeyiz. İşgalcilerin işledikleri suçları kayıt altına alıyoruz. Karşılaştığımız tüm zorluklara rağmen, günlük olarak sürekli karşılaştığımız gıda, ilaç, araç-gereç gibi ihtiyaçlara rağmen görevimizi sürdürüyoruz.
Yine bizler kadın gazeteciler olarak özel durumlarımız nedeniyle daha fazla sıkıntı çekiyoruz. Sahadayız, çadır yok. Örneğin ben hastanenin arkasında yatıyorum; çok riskli, sürekli bombardıman tehlikesiyle karşı karşıyayız. Suya ulaşamıyoruz. Birazcık su alabilmek için uzun kuyruklarda bekliyoruz. Aynı şekilde yemeğe ulaşmak da zor. Gerçekten durum içler acısı ve tam bir felaket.
Yarının Filistin’i nasıl bir yer olacak?
Allah’ın izniyle Filistin, İsrail ordusundan özgürlüğüne kavuşacaktır. Bizler şu an itibarıyla tam bir savaş, tam bir yıkımla karşı karşıyayız. Bizler şu an için en önemli şeyin Gazze Şeridi’ne yapılan savaşın durması olduğunu görüyoruz. Ancak ondan sonra geleceğimizin nasıl olacağına bakarız, dünyanın bize ne biçtiğine bakarız. Çünkü ne kadar planlama yaparsak yapalım işgalciler bir göz açıp kapayıncaya kadar geldiler ve her şeyi yok ettiler. Hayallerimizi yok ettiler. Biz şu anda hayatımızı nasıl kurtaracağımızı düşünüyoruz.

Dünyanın Gazze’de yaşananlara yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünya, Gazze’deki halkımıza yardım etme konusunda bizi maalesef büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Tüm dünya Gazze Şeridi’nde yaşananları görmesine rağmen; yaşanan savaşı, katliamı, soykırımı, katledilen çocukları ve kadınları, yerlerinden zorla çıkarılan insanları görmesine rağmen gereken ilgiyi göstermedi, yapılan saldırılara seyirci kaldı. Gazze Şeridi’nde halkımıza yönelik yapılan şiddetli savaşı durdurmaları lazımdı. Bizler günlük olarak hâlâ saldırılara maruz kalıyoruz.
Bugün İsrail’in Gazze Şeridi’ne başlattığı saldırganlığın doksan yedinci günü. Savaş şu ana kadar hâlâ durmuş değil.
Mesleği bırakmak istediğiniz ya da Gazze’den çıkmak istediğiniz an oldu mu?
Benim kendi alanımı bırakmam çok zor. Ben bu mesleği bırakmam. Ben Gazze Şeridi’nde yaşananları sesli ve görüntülü olarak çekip servis ediyorum. Çünkü ben bunu yapmazsam hiç kimse Gazze Şeridi’nde nelerin yaşandığını bilemez. Hiç kimse burada yaşayan insanların korkularını, burada yapılan yıkımları haber alamaz. İnternet ve iletişim ağları kesilince dünya Gazze Şeridi’nde nelerin olup bittiğini nereden öğrenecek?
İşgalciler, kasıtlı olarak işledikleri suçları örtbas etmek, bizim mesajlarımızın dış dünyaya ulaşmasını engellemek için iletişim ağını kesti.
Bir hayalim var: bir gün küresel düzeyde bir basın fotoğrafçısı olarak seyahat edebilmek ve diğer ülkelerin yaşamış oldukları sıkıntıları aktarabilmek.
Bir kez daha anladım ki ben Gazze’yi çok seviyorum. Gazze bizim onurumuz. Her tarafın yakılmasına, evimin yok olmasına, ailemin gitmek zorunda kalmasına rağmen ben Gazze’yi her şeyiyle seviyorum.
Yani mesleğinizi bırakmayacaksınız?
Hayır, ben işimi bırakmam, işimi yapmaya devam edeceğim.

Kameranızın, fotoğraf makinenizin ya da kaleminizin yetmediğini düşündüğünüz bir hikâye var mı?
Bizler gazeteci olarak yaşanan birçok sıkıntıya ait tablolar görüyoruz. Ancak bunları belgelemek çok zor oluyor. İnsanların karşılaştığı zorluklar, yaralanan çocukların durumu. Ben insani olarak yaklaşıyorum. Gazetecilik işimi alanda bırakıyorum.
Hastaneye yaralı gelen çocuklar oluyor. Yanlarında ailesi yok, yakınları yok, kimsesi yok. İşimi bir tarafa bırakıyorum, çocuğu tutup kucağıma alıyorum, tedavisini takip ediyorum. Ta ki onun bir yakını gelinceye kadar.
Bir insan olarak çok etkilendiğim durumlar oluyor. Öyle görüntüler oluyor ki çekmeye elim varmıyor, çekemiyorum. Yani öyle görüntüler var ki önünde dağılıyorum. Örneğin Mühendisler Kulesi’ni çekiyordum, kuleler orada oturanların başına yıkılmış.
Masum insanların başına gelen felaketi hayal edin. Evinde masum bir şekilde oturan insanların evleri başına yıkılıyor, enkaz altında kalıyor, enkazın altında can çekişiyor. İşte böylesi durumlarda kamerayı elime almak istemiyorum, çekim yapmak istemiyorum. Hatta yazmak istediğim harfleri yazamıyorum. Hiçbir şeyi ifade edemiyorum. Çünkü doğrusu sahada yaşanan, bizim aktarabildiğimizin çok ötesinde.
Sizi en çok zorlayan an hangisiydi?
Doğrusu öyle bir sahne vardı ki, hiç unutamıyorum. Ateşkesten söz ediliyordu. Aksa Şehitleri Hastanesi vurulmuştu. O anda gidip orayı çekmeye karar verdim. O sahneyi çekerken kamerayı tutuyorum ve çekim yapıyorum. Bir anda çekimini yaptığım kişilerin aile efradım, yakınlarım olduğunu fark ettim. O anda şaşırıp kaldım, ne yapacağımı bilemedim. Kim olduklarını yüzlerine bakarak anlamaya çalıştım. Gördüm ki, amcam, amcamın hanımı, amcamın iki evladı, onların çocukları. Gerçekten sahne şok ediciydi. Benim bu sahneyi kaldırabilmem mümkün değildi. Çocuklar tamamen parçalanmış. Öyle ki o acı veren görüntüler içerisinde amcam ve eşi tanınmaz hâldeydi.
Aynı şekilde Cibaliye Kampı’nda iki teyzem şehit oldu. Teyzemin biri zaten hastaydı. İlaçlarını bile alamıyordu. İşgal gücü Türk Hastanesi’ni işgal etmişti. Yolları kesmişti. Gerçekten çok trajik bir durum.
Gazze’den çıktıktan sonra psikolojik tedavi görmeyi ya da mesleği bırakmayı düşünüyor musunuz?
Ben mesleğimi asla bırakmam. Ben gerçekten mesleğimi çok seviyorum. Savaş bittikten sonra psikolojik tedavi almak için gidebilirim. Doğrusu bizim hepimizin savaş sonrası tedavi amaçlı birçok seanslara ihtiyacımız olacak. Kendimize gelebilmemiz, özgüven kazanmamız, dinlenmemiz gerek, çünkü bizim yaşadığımızı, neler hissettiğimizi kimse bilemez. Öyle ki ağlayarak içimizi dökmeye çalışmamız bile çok zor. O kadar hızlı, zorlu olaylar, anlar yaşadık ki, kendimizi dinlemeye fırsatımız olmadı.





